Amasya’da Gezilecek Yerler

Amasya'da Gezilecek Yerler

Amasya Kalesi

Amasya Kalesi, Amasya il merkezinin kuzeyini kaplayan Harşena Dağı üzerindedir. Harşena Kalesi adıyla da bilinir. Amasya Kalesi’nin üzerinde inşa edildiği kaya denizden 700 metre Yeşilırmak’tan ise 300 metre yüksekte bulunmaktadır. Bazı tarihçilere göre kaleyi Pontus Kralı Mithridates yaptırmıştır. Bazılarına göre ise Kumandan Karsan veya Harsana yaptırdığı için kale Harşana/Harşena ismini almıştır.

Amasya Kalesi, tarihi mücadeleler içinde birçok kez el değiştirmiş ve bunların çoğunda tahrip olmuştur. Persler, Romalılar, Pontus ve Bizanslıların egemenlikleri döneminde birçok saldırıya uğrayan kale her seferinde yeniden inşa edilmiştir. Kale 1075’te Türklerin Amasya’yı fethetmesinden sonra önemli bir onarım görmüştür. 18’inci yüzyıla kadar kullanılan kale, bu yüzyıldan sonra askeri önemini kaybetmiştir.

Yedikır Baraj Gölü

Yedikır Baraj Gölü ya da diğer adıyla Yedikuğular Kuş Cenneti Suluova ilçe sınırları içinde Amasya il merkezine 35 kilometre, Suluova’ya 8 kmilometre Merzifon’a ise 12 kilometre uzaklıktadır. Yedikır Barajı Yaban Hayatı Koruma Sahası yaklaşık 900 hektarlık bir alanı kapsamaktadır. Sahanın 600 hektar kadarını göl oluşturur. Geri kalan kısmı, içinde sosyal tesisler ve piknik alanlarını barındıran sazlık ve ağaçlandırma alanıdır. 1985 yılında tamamlanan baraj gölünün kısa bir süre içerisinde pek çok kuşun konaklama alanı haline gelmesiyle Yedikır 1989 yılında Yaban Hayatını Koruma Sahası ve SİT alanı ilan edilmiştir.

Borabay Gölü

Bir doğa harikası olan Borabay Gölü, Taşova ilçe sınırları içinde yer alır. İl merkezine 63 kilometre ve Taşova ilçesine 15 kilometre mesafededir. Denizden 1050 metre yükseklikte bir krater gölü olarak bilinmesine karşın, aslında küçük bir akarsuyun etraftan gelen yıkıntılarla tıkanması sonucu oluşmuş, doğal bir set gölüdür. Etrafı kayın, sarıçam, sedir, kestane ağaçları ile çevreli gölün rengi zümrüt yeşilidir. Güney kıyısı sarp ve diktir. Tabandan su kaynaması olan göl, ayrıca dereden gelen sularla da beslenmektedir. Uzunluğu 900 metre olan göl, 300 metre genişlik ve 25 metre derinliğe sahiptir. Doğu-batı yönünde uzanan bir vadide yer alır. Borabay Gölü ve çevresi Bakanlar Kurulu kararıyla turizm merkezi olarak ilan edilmiştir. Ormanlık alan içerisinde konaklamalar için bungalov tipi evler, kafeterya, kamp ve piknik alanları, doğa yürüyüş yolları bulunmaktadır.

Aynalı Mağara

Ziyaret Beldesi yolu üzerinde şehir merkezine 3,3 kilometre uzaklıktadır. Kaya mezarlarının en iyi işlenmiş ve tamamlanmış olanıdır. Yerden dört basamakla çıkılan mezar düz bir kayaya oyulmuştur. Genişliği 9,8 metre yüksekliği 13 metredir. Dış cepheden bakıldığı zaman usta bir taş işçiliği ile yapıldığı görülebilir. Mağaranın dış cephe yüzeyi perdahlanarak parlatılmıştır. Buraya Aynalı Mağara denmesinin nedeni de, güneş vurduğu zaman mağaranın cephesinin parlamasıdır.

Bu yapı, M.Ö. 2’nci yüzyılda Helenistik Çağ‘da Amasya’da yaşamış Mitra Rahibi TES’in anıtsal mezarıdır. Mağaranın içinin çok geniş olması ve duvarlarda yer alan renkli resimler ve mağaranın alınlığında yazan “Büyük Rahip Tes” yazısı bu mezarın TES’e ait olduğunu desteklemektedir. Mezar odası dikdörtgen biçiminde olup, girişin sağ tarafında mezar nişi ve çukuru (teknesi) bulunmaktadır. Dikdörtgen şeklindeki mezar odasının yüzeyi ikinci kullanım olarak, 11’inci yüzyılda Bizanslılar tarafından keşişhane olarak kullanıldığı ve bu kullanımda yapıldığı tahmin edilen renkli duvar resimleri bulunmaktadır. Tonoz kısmında altısı sağda, altısı solda olmak üzere on iki havari tasvirleri vardır.

Kral Kaya Mezarları

Helenistik Dönem‘de, Amasya’yı İÖ. 302’den İÖ. 26’ya kadar başkent olarak kullanan Pontus Krallarına ait olan Kral Kaya MezarlarıAmasya Kalesi eteklerinde düz bir duvar gibi dikine uzanan kalker kayalara oyularak yapılmıştır. Hatuniye Mahallesi’nin dar sokaklarından, tren yolunu geçerek çıkılan mezarların arasında, kayaya oyulmuş yollar ve merdivenler bulunmaktadır. Yeşilırmak Vadisi boyunca, irili ufaklı 21 mezar olduğu bilinmekle birlikte bunlardan sadece birkaç tanesi günümüze gelebilmiştir.

Bayezid Paşa Cami

Beyazıtpaşa Mahallesi’nde, nehrin doğu kıyısında, Künç Köprü’nün karşısında yer alan camiyi 1414 yılında, daha sonra sadrazam olan Bayezid Paşa yaptırmıştır. Ters T biçimindeki caminin planı bazı ayrıntıları dışında aynı dönemlerde Bursa’da yapılan Yeşil Cami’ninkine benzer. Bu plana sahip camilere Zaviyeli ya da Bursa Tipi Camiler de denir. Yapısı ve süslemeleriyle oldukça zarif bir görünüşe sahip caminin en dikkat çekici bölümü kuzeyindeki son cemaat yeridir. Altı kalın kare paye birbirine ve beden duvarına sivri, kalın kemerlerle bağlanarak beş bölüm oluşturur. Her bölümün üzeri Türk üçgenleriyle geçilen sekizgen kaideler üstündeki kubbelerle örtülüdür. Payeler kemer hizasına kadar düzgün kesme taşlardan örülmüştür. Payeleri bağlayan kemerlerse kırmızı ve beyaz mermerdendir. Bunların etrafında yine mermerden, hafif çıkıntılı çerçeveler bulunur. Bu bölümün üst kısmı kıvrık dal ve yaprakların oluşturduğu motiflerle süslenmiştir. Mukarnas süslemeli saçak altında yer alan, boydan boya cepheyi dolanan kırmızı taş kuşağı üzerine caminin kabartma biçiminde vakfiyesi işlenmiştir. Giriş kapısı son derece zengin ahşap bezemelidir. İbadet mekanı iki bölümden oluşur. Mihrabın bulunduğu ikinci mekan ilkinden daha küçüktür. Bu bölümün doğusu ve batısında bulunan kapılardan yan mekanlara geçilir. Her bölümün üzeri bir kubbeyle örtülüdür. Cami 2006 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce onarılmıştır.

Alçak Köprü

Roma Dönemi‘nde, zamanın kent merkezi durumundaki kale ve çevresini Yeşilırmak’ın karşı kıyısına, yani kentin yerleşim yerine bağlamak üzere inşa edilmiştir. Düzgün kesme taşlarla dört yüksek kemer oluşturacak biçimde inşa edilen köprünün bu yüksek ayakları zaman içinde Yeşilırmak’ın yükselen yatağına gömülmüş, kemerlerin sadece üst kısımları görünür kalmıştır. Kemerlerin üzerindeki köprü tablası da su yüzeyine yaklaştığından halk bu zamandan sonra köprüyü, bugün de kullandığımız haliyle “Alçak Köprü” olarak adlandırmıştır.

19’uncu yüzyıla kadar bu haliyle kullanılagelen köprünün tehlike oluşturabileceğini düşünen Mutasarrıf Ziya Paşa 1865 yılında köprünün bu alçak kemerleri üzerine on bir ayaklı, ahşap, yeni bir köprü kurdurmuştur. Ancak bu yeni köprü çok uzun ömürlü olmamış, 1881 yılında yaşanan taşkında Yeşilırmak’ın sularında kaybolup gitmiştir. Mutasarrıf Atıf Bey zamanında eski kemerlerin üzerine bir kez daha yeni bir köprü kurulmuş, bu yeni köprü bir önceki ahşap köprüden daha sağlam inşa edilmiştir. Kullanılmayan bir kilisenin taşlarından faydalanılarak yapılan bu ikinci köprü, 1965 yılında biraz daha güçlendirilerek günümüze kadar ulaşmıştır.

Yalıboyu Evleri

Yeşilırmak kenarında tarihi sur duvarları üzerine, ahşap çatkı arası, kerpiç dolgulu olarak inşaa edilmişlerdir. Kırma ya da beşik çatı üzeri, oluklu kiremitle örtülü bir biçimde düzenlenmiş olan ve geleneksel Osmanlı evinin bütün özelliklerini bünyesinde taşıyan bu evler, Amasya’nın tarihsel kimliğiyle uyumlu bir görünüm arz etmektedir. Evler bitişik nizamda, bodrum üzeri tek kat ya da iki katlı olarak düzenlenmişlerdir. Bazı uygulamalarda birinci kat üzerinde bazı uygulamalarda ise ikinci kat üzerinde köşk olarak bilinen şahniş yer almaktadır. Evler genellikle avlulu ve bahçelidir. Avluda su kuyusu ve ocak ilk göze çarpan nesnelerdir.

Amasya evlerinde iç ve dış bölümlerinde yer alan bütün birimler arasında kesintisiz bir bağlantı söz konusu olup, bu bağlantı birbirini tamamlayıcı niteliktedir. Konutların ikinci kat uygulamaları genellikle dışa taşkın, cumbalı olarak yapılmakta ve bu sayede hem evin plânında bir simetri oluşmakta, hem de daha fazla yer kazanmak söz konusu olmaktadır. Özellikle Yalıboyu’nda tarihi sur duvarı üzerine yapılmış olan konutlarda, bu durumu çarpıcı bir şekilde görebiliriz. Buradaki konutlar, “eliböğründe”lerle desteklenerek dışa taşırılmış ve böylece evlerin iç mekanlarında bir genişleme meydana gelerek mekan kazanımı sağlanmıştır. Günlük yaşam, evlerin iç mekanında sofa (hayat) etrafında biçimlenen odalar içerisinde geçmektedir. Bu odalarda genellikle ocak, şerbetlik, yüklük (gömme dolap), raf ve sedir gibi işlevsel birimler bulunmaktadır. Ayrıca birkaç örnek dışında evlerde bağımsız bir gusülhane bulunmadığı için bazı odalarda büyük ve geniş olarak düzenlenmiş olan yüklükler, gusülhane (banyo) olarak düzenlenmiştir.

Magdinus Ve Helkıs Köprüleri

Halkın, Maydonoz ya da Madenüs diye isimlendirdiği köprü Sultan Bayezid Camisi önündedir. İlk hali ahşaptır ve bir çok kez sel sularıyla boğuşup zarar gören köprü 1968 yılındaki taşkında yıkılmıştır. Beton ayaklı ve demir gövdeli köprü, 2011 yılında yeniden restorasyonu yapılmıştır. Sadece yayalara hizmet vermektedir. Bugün ‘Hükümet Köprüsü’ olarak adlandırılan, kuzey ucunda saat kulesinin yer aldığı köprü ise yine Roma Dönemi’nde yapılmış ahşap bir köprüydü. İç Kale’nin Helkıs Kapısı civarında yer aldığı için bu isimle anılan köprü, Osmanlılar zamanında birkaç kez onarılarak kullanılmıştır. 1938 yılında yıktırılan ahşap köprü 1940 yılında yeniden, bu kez betondan yapılmıştır.

Künç Köprü

Yeşilırmak üzerinde, Bayezitpaşa ile Şamlar Mahallelerini birbirine bağlayan köprü Selçuklu eserlerindendir. 12’nci yüzyılda Sultan II. Mesud’un, kimi kaynaklara göre kızı kimilerine göre ise annesi olan Hundi (Hondi) Hatun tarafından yaptırılmıştır. Yapımında kesme taş ve tuğla kullanılan köprünün belirgin özelliği, üç büyük ayağı birbirine bağlayan hemen hemen aynı büyüklükteki kemerlerin genişliğidir. Ayakların, nehrin akış yönüne bakan batı kısımlarında, köprünün kuvvetli su akıntılarına dayanabilmesine yardımcı olan, biri köşeli diğerleri yuvarlak biçimli selyaranlar yer alır. Ortadaki ayağın üzerinde devşirme lahit parçaları görülebilmektedir. Köprünün isminin Hundi Hatun isminden geldiği söylenir. Hundi ismi zaman içinde önce “Kundi” sonradan da “Kunç” veya “Künç” olarak söylenmiştir. Köprü “Kuş Köprü” olarak da bilinir.

Çağlayan Köprüsü

Amasya İl merkezinin 5 kilometre kadar dışında, Tokat karayolu üzerinde, 15’inci Piyade Eğitim Tugay Komutanlığı yol ayrımında yer alan bu köprünün yapım yılı ve yaptıranı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak genel kanı köprünün Danişmendli emirlerden İltekin Gazi tarafından 1075 yılında yaptırıldığı yönündedir. Köprü 70 metre uzunluğunda, ayakları kesme taştan, kemerleri ise tuğladandır. Ayakların batı kısımlarında üçgen biçimli selyaranlar bulunur. Köprünün tam ortasındaki ayağın yine batı kısmı üzerinde köşeli bir çıkıntı vardır. İltekin Gazi Köprüsü adıyla da bilinen bu köprü için halk arasında en çok Çalak ya da Çalık ismi kullanılır. Bu isimlerin de çağlayan anlamına gelen ‘çağlak’ ya da ‘çahlak’ kelimelerinden dönüştüğü düşünülmektedir.

İç Kale

İç Kale Yeşilırmak Nehri kenarındaki sur duvarı ile Kızlar Sarayı arasında kalan bölgeden ulaşan İç Kale, günümüz Hatuniye Mahallesi’nin bulunduğu bölgeye verilen adtır. Bu günümüzde Valilik binasının önünde bulunan saat kulesinden başlayıp İstasyon Köprüsü’nün ile sur duvarları sınırlamaktadır. Gümüzde Osmanlı Dönemi’nde olduğu gibi üç kapı ile girilmektedir. Alçak Köprü’nün bulunduğu Saray Kapısı, İstasyon Köprüsü’nün bulunduğu yerdeki Meydan Kapısı, Saat Kulesi’nin bulunduğu (Öğretmen Evi’nin) olduğu yerdeki Helkis Kapısı, İmaret Caminin avlusuna bakan Mağdenis Köprüsü’nün bulunduğu kapı ise Mağdenus Kapısı olarak adlandırılmaktadır.

Yeşilırmak kenarındaki Antik Dönem sur duvarları üzerinde nehire cumbalı 19’uncu yüzyıl Osmanlı evleri ve sokak dokusu ile yine bu bölgede gezilebilen Hatuniye Camii (1510), Çukur (Mustafa Bey) Hamamı (15’nci yüzyıl), Yıldız Hamamı (12’nci yüzyıl), Osmanlı dönemi sokak çeşmleri, Müze Ev Hazeranlar Konağı (1865 tarihli), Şehzadeler Müzesi bulunmaktadır. Gelenek eski konutlar onarılarak butik otel, pansiyon, restoran, kafe olarak işlev verilmiş olup aynı zamanda eski konutlarda halen yaşan insanların oluşturduğu yaşan Osmanlı kültürü görebilir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir